Siyasal Bir Araç Olarak Zor ve Şiddet: Prens, Koçi Bey Risaleleri, Leviathan ve Siyasetname Eserlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi

Zor ve şiddet olgusu insanlık tarihi kadar eskidir. Birçok bilim dalı şiddet olgusunu tanımlamış, zor ve şiddet arasındaki farkı göstermeye çalışmıştır. Ayrıca zor ve şiddetin kime karşı uygulandığı ve hangi amaca hizmet ettiği gibi sorular bu olguların farklı bakış açılarıyla ele alınmasını mümkün kılmıştır. Siyasal bir araç olarak zor ve şiddeti değerlendirmek ise bu olgulara farklı bir anlam yüklemiş ve bu olguları çeşitlendirmiştir.

Şiddet tanımlarına baktığımızda, Fransızcada şiddet (violence) bir kişiye güç ve baskı uygulayarak istediği bir şeyi yapmak ya da yaptırmaktır. Bu anlamda şiddet, zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da vurma ve yaralamayı kapsar.1 Öte yandan şiddet aynı zamanda ifade ya da ikrara zorlama amacını da içerir.

Siyasal alanda zor ve şiddet birbirine karıştırılan kavramlardır. Şiddetin araç olarak kullanıldığı durumları ifade eden zor kavramı şiddet kullanımına karar verdikten sonra ve bir baskı aracı olarak şiddetin kullanıldığı durumlarda ortaya çıkar. Bu kapsamda zorun,şiddetin uygulama araçlarından biri olduğu anlamı çıkartılabilir. Ayrıca Marksist görüşte yürürlükteki sistemi kaldırma aracı olarak ortaya çıkan şiddet kavramı Faşizm gibi görüşlerde olumlu bakılmış ve yüceltilmiştir.

Siyasal bir araç olarak zor ve şiddeti Siyasetname, Koçi Bey Risaleleri, Leviathan ve Prens kitapları dâhilinde incelemek ve farklı yüzyıllarda yazılmalarına rağmen birçok ortak noktaya sahip olduklarını görmek zor ve şiddetin siyasal alanda nasıl kullanıldığını anlamak için önemlidir.

Siyasetname 11.yüzyılda, Koçi Bey Risaleleri ve Prens 16.yüzyılda ve Leviathan 17.yüzyılda yazılmıştır. Bu dört kitaptaki en önemli ortak özellik ise monarşiyle olan bağlarıdır. Siyasetname ve Koçi Bey Risaleleri bir sultana yazılmıştır ve genel anlamda bir devletin daha iyi nasıl yönetilebileceğinden bahseder. Prens, bir prensin nasıl olması gerektiğini ve prensliğe nasıl hükmetmesi gerektiğini anlatır. Leviathan ise diğerlerinden farklı olarak direk bir hükümdardan bahsetmez fakat Hobbes’un mutlak monarşiyi iyi bir yönetim olarak nitelendirmesi Leviathan’ın da değerlendirilmesini etkileyecektir.

Şiddet siyasal anlamda iktidar pratiği olarak da değerlendirilebilir. İktidar, gücünün devamlılığını sağlamak için zor ve şiddete başvurabilir. Machiavelli’ye göre bu durum zaten bir ahlak sorunu değildir; sadece önceden belirlenen hedefe yönelmek için siyasal bir seçimdir. Machiavelli bu konuda şu örneği verir: Rakiplerin öldürülmesi ahlak açısından cinayettir ama iktidarın korunması için bu yola başvurulabilir. Ayrıca, Machiavelli güçlenmenin iki yolla gerçekleşeceğinden bahseder ve bunlardan biri de zor kullanarak güçlenmedir.6 Thomas Hobbes da benzer bir görüşü savunmuştur. Ona göre de egemenlik iki yoldan elde edilir ve bunlardan ilki zor kullanarak diğerlerini kendi iradesine tabi kılma şeklindedir. Burada önemli olan nokta bütün bu şiddet ve zor kullanma tekelinin iktidarın elinde toplanmış olmasıdır. Şiddetin kontrolsüz şekilde ortaya çıkmasını engellemek için kurallar önemlidir. Bu durum şiddetin her halükarda varlığını doğrular ve onu kontrol altında tutma yetkisini iktidara verir. Öte yandan, Hannah Arendt şiddet uygulama tekelinin devleti ayakta tutmadığını, aksine şiddetin iktidarın elden gittiği zamanlarda ortaya çıktığını ve bunun da bir çöküş sürecini gösterdiğinden bahseder. Siyasetname’de şiddet tekeline sahip olan tek kişinin padişah olduğu görüşü vardır. Nizamü’l-  Mülk  bu  konuda  Melik  Perviz’in  hikâyesini  anlatır.  Bu  hikâyeye  göre  Melik Perviz, ordu seraskeri olan Behram Çubin’in kölesini dövdüğünü öğrenince silahhaneden 500 adet kılıç ister ve Behram Çubin’e bunların içinden en mükemmel ikisini seçmesini söyler ve bu iki kılıcı tek kına koymasını emreder. Bunun üzerine Behram çift kılıcın tek kına sığmayacağını söyler ve hatasını anlar. Öte yandan Leviathan ve Koçi Bey Risaleleri’nde de aynı görüş hâkimdir. Koçi Bey, sipahi taifesinin üst düzey yetkililere karşı şiddet kullanıp onların katledilmesine neden olduklarından bahseder ve bu konuda sultanı uyarır. Burada şiddet tekeline sahip olan sultan olmasına rağmen sultanın emrindeki bu taife şiddeti kullanmıştır. Bu durum devletteki bozulmaya işarettir.

Siyasal bir araç olarak zor ve şiddetle ilgili bir diğer konu ise bu zor ve şiddetin nasıl uygulandığıyla ilgilidir. Vahşeti Kavramak kitabında Jan Philipp Reemtsma ‘vahşet işçisi’den bahseder. Bu vahşet işçisi iktidarın emriyle ve kurumlar aracılığıyla ortaya çıkar. Şiddet tekeli egemenin elindedir ve bunu kurumlar aracılığıyla uygular. Bu kurumlara örnek ise ordu ve infaz kurumlarıdır. Buralarda çalışan insanlar ise vahşet işçileridir. Bu vahşet işçileri hiçbir şeyi sorgulamadan iktidardan gelen emri uygular. Ayrıca kurumlar yoluyla uygulanan şiddet, simgesel şiddetin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Kurumlar, şiddeti simgeleştirmiştir. Bu simgesel şiddet şiddetin kibar ve görünmez bir formu olmuştur.

Simgesel şiddette asıl olan fiziki zor kullanımından çok özel ve kıymetli olan simgelere yönelik saldırıdır. Görünmez bir form olmasının nedeni ise iletişim, idrak ve algılama yoluyla gerçekleşmesindendir. Bu noktada bir içselleştirme de vardır. İdeolojik baskı aygıtlarının kullanımıyla tahakküm kurulmasını sağlayan şiddet yöntemidir. Bu tür kurumlara, vahşet işçilerine ve simgesel şiddete bu dört kitapta da rastlamak mümkündür.

Kitaplardaki bir diğer önemli nokta ise ‘kamu yararı’ konusudur. Kamu yararı söz konusu olduğunda zor ve şiddet başvurulan bir yol olarak karşımıza çıkar. Kamu yararı kavramı oldukça kritiktir. Bu kamu yararını kim belirlemektedir ve nasıl belirlemektedir? Bu iktidar tarafından belirlenmektedir ve bunun doğal bir sonucu olarak kamu yararının aslında iktidarın kendi yararı olduğu çıkarsaması da yapılabilir. Örneğin, Machiavelli Prens kitabında aslında Platonun diyaloglarında da geçen kamu yararı söz konusu olduğunda şiddete başvurulması önerisini benimser. Hobbes da benzer bir görüşe sahiptir: “ kamu menfaati adına zor ve şiddet kullanılabilir.” der. Egemen savaş ve barış yapma yetkisine sahiptir. Bunun ne zaman kamu menfaatine uygun olduğunun ve bu amaçla hangi büyüklükte güçlerin toplanacağının kararı egemene aittir. Hobbes’a göre devlet şiddeti anarşinin önlenmesi için vardır. Hobbes devleti bir güvenlik mekanizması olarak görür; fakat burada önemli olan devletin güvenliği nasıl sağladığı sorusudur. Şiddeti kendi tekeline alan devlet ne kadar güvenlidir? Hobbes aynı zamanda devletin var oluş amacının bireysel güvenlik olduğunu vurgular. Devlet çoğu zaman bu güvenliği zor kullanarak sağlar. İnsanları korku içinde tutacak ve onları ceza tehdidiyle ahitlerini ifa etmeye ve doğa yasalarına uymaya zorlayacak belirgin bir gücün varlığı gereklidir. Korku kritik bir kavaramdır. Machiavelli de bu kavram üzerinde çok durmuştur. Ona göre Prens için korkulmak daha iyidir. İnsanlar kendinden korkulan birine zarar vermekten çekinirler; fakat korkunun derecesi önemlidir ve asla nefret boyutuna ulaşmamalıdır. Zor ve şiddeti korku yaratma amacıyla kullanıp bu şekilde yönetime boyun eğme sağlanabilir ama bu şiddet hesaplanarak uygulanmalıdır. Siyasetname’de korku teması şu şekildedir:“ Padişah her daim memurlarının ne yapıp ne ettiklerinden haberdar olmalıdır. Eğer bir suç işlemişlerse diğerlerine gözdağı vermek için onları cezalandırmalıdır. Ceza korkusundan ötürü hiç kimse içinde padişaha karşı en ufak kötü niyet besleyemez.”

“Egemenlik -insan toplulukları arasındaki sürekli ve sistemli güç asimetrisi- işkence ya da işkence tehdidi olmadan ayakta durabilir mi?” ya da “İnsanın bütün benliğiyle boyun eğmesi için, haksızlıkları kabullenmeye zorlama açısından en azından tehdit edilmesi gerekmez mi?” İşte devlet bu sorulara verilen cevaplara göre yönetilenler üzerinde bir otorite oluşturmaya çalışır.

Bir diğer konu adaleti ve meşruiyeti sağlama ve devam ettirme konusudur. Siyasetname’de şiddet bir cezalandırma yöntemi olarak karşımıza çıkar. Ayrıca vergi vermeyip isyan edenlere karşı da güç kullanılır. Çıkan isyanları bastırmak için şiddete başvurulur. Vergilendirme de meşruiyeti sağlama yollarından biridir. Padişah ya da sultan tebaasından vergileri düzenli olarak alabiliyorsa bu tebaanın padişahın meşruiyetini kabul ettiğini gösterir. Ayrıca, Nizamü’l Mülk padişahı vezirlerin reayaya yaptığı zulme karşı da uyarır. Eğer padişah vezirlerini kontrol etmezse devlet çöküşe geçer. Leviathan’ da yasaların uyruklar üzerinde bir zor kullanma yöntemi olduğunu görürüz. Ödül ve ceza konusunda Hobbes insanları özendirmek veya devlete zarar vermekten caydırmak için egemenin uygun bulacağı şekilde uyrukları mal mülk ve şerefle ödüllendirmek veya bedensel, parasal cezalarla cezalandırmak yetkisine sahip olduğunu ifade eder. Machiavelli ise yeni bir prensliğin başına geçen bir prensin zor ve şiddet kullanarak meşruiyeti sağlayabileceğini ve devam ettirebileceğini vurgular. Peki, bu nasıl yapılır? Machiavelli eski prensin soyunu bitirerek yapılacağından bahseder. Prensin kendisine zarar verebilecekleri ortadan kaldırmasıyla yapılır. Ayrıca, ele geçirilen devlette meşruiyeti sağlamak ya onu tamamen ortadan kaldırarak ya oraya gidip yerleşerek ya da orayı vergiye bağlayarak olur. Burada sunulan tüm seçeneklerde prensin elindeki zor kullanma gücü görülür. Koçi Bey’in “İnsanoğlu kahr ile zapt olunur; yumuşaklıkla olmaz.” sözünden de padişahın gerektiğinde tebaasını zapt etmek, adaleti ve meşruiyeti sağlamak için şiddete başvurması gerektiği anlamı çıkarılabilir. Koçi Bey şöyle devam eder: “ Geçmişteki büyük sultanlar altı bölük halkını yeniçeri ocağı ile yeniçeri taifesini altı bölük halkı ile bu iki taifeyi de zeamet sahipleri ve tımar erbabı kullarıyla zapt ederlerdi.” Burada kontrolü sağlayan bir hiyerarşiye de rastlamak mümkündür. Bu hiyerarşik dengenin bozulması padişahın meşruiyetine zarar verir.

Günümüzde de şiddet ve zor kullanımı bir yöntem olarak görülmektedir. Bu, keyfiliği ve istismarı önleyici hukuk devletine özgü bir yöntemdir. Şiddet ve zor sadece fiziksel şiddeti kapsamaz; ifade ya da ikrara zorlamayı da içerir. Jan Philipp’e göre şiddetin bir biçimi dizginsizlerin yağmacıların şiddetiyken diğer bir biçimi ise disiplin altındakilerin, ast-üst ilişkisindekilerin, planlanmış uygulamaların ve protokollerin şiddetidir. Aslında şu anda da şiddet toplum üyeleri arasındaki kurallar yani yasalar koyar ve kurumların elinde toplanır. Jan Philipp: “ Her toplumsal kurum potansiyel şiddeti kanalize etmek ve izinli izinsiz arasındaki çizgiyi belirlemek için vardır.”der.

Devlet dışa karşı şiddeti savaş gibi araçlarla kullanır; fakat kendi halkı üzerinde de zoru kullanır. Aslında aldığımız eğitim, konulan yasalar ve vergiler hepsi birer zor araçlarıdır. Bütün bu araçlar kullanılarak bir ‘öteki’ yaratılır, milliyetçilik işlenir. Bu şekilde devlet bir yandan birleşmeyi, öte yandan ayrışmayı sağlamış olur. Kısacası, modern öncesi devletinden modern devlete kadar olan süreçte zor ve şiddet siyasal bir araç olarak devamlı karşımıza çıkmıştır. Bu nedenle, şiddet ve zor kullanımı açısından modern öncesi devletle modern devlet arasında uçurumlar bulunmamaktadır. Sadece modern devlet zor ve şiddeti daha sofistike uygulamayı öğrenmiştir.

Pınar DURAN

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Araştırma Görevlisi

 

 

KAYNAKÇA

  1. Çeviker, Lale. Şiddet ve Toplumsal Hafıza.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2009.
  1. Hobbes, Thomas. Leviathan. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1992.
  1. Kocacık, Faruk. Şiddet Olgusu Üzerine.Ü. İİBF Dergisi, cilt:2, sayı:1.
  1. Koçi Bey. Koçi Bey Risaleleri. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2008.
  1. Machiavelli, Niccolo. Prens. İstanbul: Oğlak Yayınları, 1999.
  1. Nizamü’l-Mülk. Siyasetname. İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2010.
  1. Reemtsma, Jan Philip. Vahşeti Kavramak. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1998.